KAÇINILMAZ KOLAJEN YIKIMI 540 360 Dr. Müller

KAÇINILMAZ KOLAJEN YIKIMI

Kolajen; çevresel kirliliklerin ve stres seviyelerinin arttığı günümüz koşullarında, yaş almanın da kaçınılmaz etkisiyle, vücutta oldukça kolay yıkıma uğrayabilecek bir proteindir. Derinin bütünlüğünün sağlanmasında en çok rol alan proteinin kolajen olduğunu düşündüğümüzde bunu hiç istemeyiz.

Matriks Metalloproteinazlar (MMP), hücrelerarası matriks bileşenlerini yıkıma uğratan bir enzim grubudur ve vücutta kolajenin azalması MMP’lerin aktivasyonu ile ilişkilidir. MMP’lerin aktivitesi fizyolojik koşullar altında onların endojen doku inhibitörleri olan TIMP’ler (Tissue Inhibitors of Metalloproteinases) tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilir. Organizmada fizyolojik olayların sürdürülmesinde MMP aktivitesi ile TIMP’ler arasında sürekli bir denge söz konusudur. Dengenin MMP aktivitesi yönüne kayması matriksin kontrolsüz olarak yıkılmasına ve sonuçta patofizyolojik olayların oluşumuna zemin hazırlar. MMP inhibitörleri, cildi dış etkilere karşı koruyan ve farklı kozmetik formülasyonlarda yer alarak, bu formülasyonların, cilt sıkılığı ve esnekliğini iyileştirmeye yönelik etkinliklerini arttırabilecek yeni ve ilginç araçlar olarak kabul edilmektedirler. MMP inhibitörleri; ince kırışıklıklar ve cildin sarkmasını, güneş ışınlarının oluşturduğu tahribatı, cildin kırmızılığını azaltmaktadırlar. Ayrıca, göz çevresinde oluşan koyu renk halkaları giderme, ESM yapısını iyileştirme, cildin doğal koruma işlevlerini (stres, yaş, güneş, kirlilik vb. ye karşı) ve cildin sıkılığı ve esnekliğini arttırma amacına yönelik ürünlerin etkinliğine katkıda bulunmaktadırlar.

Yaşlanma süreci, fibroblastlarda kolajen sentezinin ve kolajen Tip I ile Tip III miktarlarının belirgin azalması sonucu cildin biyomekanik özelliklerini yitirmesine sebep olan başlıca faktördür. Yaşlanmış ciltte MMP’lerin etkileri ile dermal kolajen matrisi parçalanır, kolajen üreten fibroblastlar parçalanmış kolajene bağlanamaz ve gerilim kaybı ile birlikte mekanik bilgi almalarını engellediğinden dolayı fibroblastların çöküşüne sebep olur. Çökmüş fibroblast hücreleri düşük seviyede prokolajen ve yüksek seviyede kolajen parçalayıcı enzimler üretirler. Azalan kolajen üretimi ve artan kolajenaz katalizli kolajen parçalanması gerilimin daha da azalmasına neden olarak sürekli kolajen kaybına neden olur.

Ultraviyole ışınları, uzun süreli maruziyetler sonucunda, kolajen yıkıcı enzimlerin etkinliğinde artışa neden olmaktadır. Hayatımızın kaynağı olan güneş; ultraviyole, görünür ışık ve kızılötesi ışık dalga boylarını içerir. Güneşten gelen ışınların yalnızca %1’ini oluşturan ultraviyole ışık; ciltte D vitamini sentezini başlatan dalga boylarını içerir ancak aynı zamanda yaşlanma belirtilerinin hızlanmasına da sebep olabilir. Dünyaya ultraviyole ışınlarının en yoğun geldiği saatler 10.00 ile 16.00 aralığıdır.

Yüksek koruma faktörlü güneşten koruyucu ürünlerin kullanılması, UVB ve kısa dalga boylu UVA için koruma sağlarken, özellikle serbest radikallerin meydana gelmesinden sorumlu olan uzun dalga boylu UVA için tam bir koruma oluşturmamaktadır.

Sigara, ciltte Tip I ve Tip III kolajenlerin sentezini azalması ve MMP seviyelerinin artışı ile birlikte ciltteki hücre dışı matriks dengesini olumsuz etkilemektedir.

Diyet, yüksek bir şeker oranı içeriyorsa kolajen gibi proteinlere zarar veren gelişmiş glikasyon son ürünlerini (AGE’ler) artırır. Kolajen üretimi için gerekli yapı taşlarını yeterince tüketmezseniz, beslenme eksiklikleri de kolajen seviyelerini düşürebilir.

Bu faktörler dışında stres, alkol, çevresel kirlilikler gibi etkenler de kolajen azalması ile cilt hasarına sebep olabilir.