GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TİTREŞİM
Titremek ya da sallanmak, insanlık tarihinde birçok kültürde en eski ilaç olarak tanımlanır. Yaşayan en eski uygarlık olan “Kalahari”de sallanma ve titreme hâlâ en etkili doğal şifa yöntemi olarak kullanılmaktadır.
Titreşim, insanın şifa ile ilgili yolculuğuna binlerce yıldır eşlik etmektedir. Titreşimle ilgili kadim bilgilere ve günümüzün teknolojik olanaklarına yaslanan uygulamalar bütünü, “titreşimsel/vibrasyonel tıp” başlığında yaygın bir kullanım alanı oluşturmaktadır.
1880’de Fransız nörolog Charcot, parkinson hastalığı olan ve seyahatlerini trenle yapan gezginlerdeki şaşırtıcı olumlu gelişmelerin, vagonlardaki titreşim sonucu olabileceği tahmininde bulunmuştur. Birçok terapist, bu fikirden yola çıkarak geliştirdikleri “elektrikle titreşen sandalyeyi” kol ve sırt tedavilerinde kullanmışlardır.
1936’da kardiyovasküler hastalıklar için vibrasyonlu bir yatak kullanılmış ve 1949’da bu yatağın kemik kaybını da %50 oranında önleyebildiği bildirilmiştir. Aynı yıl, titreşimlerin “sallanan yatak” kullanılarak vücuda iletildiği bir teknoloji kullanılmaya başlanmış ve bu yatağın oluşturduğu olumlu etkiler sayesinde titreşim, bilim dünyasının ilgi odağı olmaya başlamıştır.
İleri zamanda tüm vücut vibrasyonlu yataklar, nitrik oksit salınımını uyarması üzerine fibromiyalji ve kronik yorgunluk sendromu için alternatif bir tedavi olarak önerilmiştir.
Titreşim, ağrı yönetiminde de yoğun olarak kullanılır ki söz konusu analjezik etki, ilk olarak 1965 yılında Melzack ve Wall tarafından «Kapı Kontrol Teorisi» ile bilim dünyasına kazandırılmıştır.
1970 yılında Rus araştırmacı Profesör Nasarov, sporculara yönelik vibrasyon içeren antrenman programını geliştirmiştir. Bu program doğrultusunda, distalde yer alan kaslara uygulanan vibrasyonun üst ekstremitelerde yer alan kaslara da iletilerek atletik performansı bütüncül olarak geliştireceği düşüncesini öne sürmüş ve vibrasyon, sportif performansı geliştirmek amacıyla sporcular üzerinde kullanılmaya başlanmıştır.
Kuvvet ve güç geliştirmeyi, geleneksel yöntemlerden farklı bir şekilde planlayan Issurin ve arkadaşları ilk kez direnç egzersizleriyle vibrasyon uygulamasını birleştirmiş ve bu yönteme vibrasyon antrenmanı adını vermişlerdir.
İlerleyen zamanlarda vibrasyon, astronotların yer çekimsiz ortamlarda karşı karşıya kaldığı, kemik yoğunluğunda azalma ve kas atrofisi gibi olumsuz değişimleri kontrol altına almak için uzay programlarına dahil edilmiştir. Felçli hastalar üzerinde gerçekleştirilen çalışmalarda, kas kontrolünün mekanik titreşimler kullanılarak artırılacağı gösterilmiş ve tüm vücudu kapsayan bu titreşimin, hastaların duruşunu önemli ölçüde geliştirdiği görülmüştür. Bunun ve diğer başarılı çalışmaların sonuçları ışığında, bilim insanları bu sisteme “biyomekanik stimülasyon” adını vermişlerdir.
Doğru Frekanslarla Sağlığa
Frekanslar hücrelerimize farklı şekillerde etki eder ve belirli bir minimum yoğunlukta kullanıldığı zaman uygulamanın etkinliğinde belirleyici rol oynar. Hücrelerimiz kendileri için uygun olan frekanslarla uyarıldıkları zaman biyofizik yöntemlerin temelini oluşturan rezonans oluşur ve rezonansın oluşması organizmada bütüncül sağlığı geliştiren yanıtlara neden olur.
Mekanik titreşimlerin klinik uygulamaları çeşitli biçimlerde mevcuttur. Her tedavi şekli belirli bir etki mekanizmasına, doza ve endikasyona sahiptir.